ÖZ ŞEFKAT ÜZERİNE: KENDİNE UYUM

 

ÖZ ŞEFKAT ÜZERİNE : KENDİNE UYUM

Zihinlerimizi daraltmak isteriz çünkü isteklerimize, olasılık hissimize sınır koymak isteriz (Phillips, 2015 ). Oysa bu aralar zihnimi en geniş tuttuğum zamanlar ve bu beni büyük bir değişim ve dönüşüme götürüyor gibi. Kendi içimizde geçirdiğimiz sarsıntılar düşündüğümüz kadar kötü olmayabilirler. Taklit becerimizle hayatı maymun yaşamına çevirmektense belki de oturup, “ Selam sevgili küçük depremim bana ne anlatmak istiyorsun ? “  demeliyiz. Çünkü bir şeyi yasakladığımız an onu artık unutulmaz kıldığımız andır.

İnsanın Anlam Arayışı kitabında Victor E.Frankl  , I.Dünya Savaşı sırasında Nazi toplama kamplarında 119, 104 numaralı bir mahkum olarak deneyimlerini şöyle anlatıyor :

Acı çekmenin anlamı bizim için açıklık kazandıktan sonra, görmezlikten gelerek ya da sahte yanılsamalar besleyip yapay iyimserliğe sığınarak, kamptaki işkenceleri önemsiz görmeyi ya da hafifletmeyi reddettik. Acı çekmek, sırtımızı dönmek istemediğimiz bir iş oldu. Acının, başarıya yönelik gizli fırsatlarını kavradık; bu fırsatlar, şair Rilke’nin şu dizeyi yazmasına neden olmuştu: “Wie viel ist aufzuleiden!” (Bitirilecek ne kadar çok acı var!) Başkalarının “bitirilecek işler” den söz etmesi gibi, Rilke de “acıların bitirilmesin” den söz ediyor. Bizim için bitirilecek bolca acı vardı. Bu nedenle, zayıflık anlarını ve gizli gözyaşlarını minimum düzeyde tutmaya çalışarak, acının tamamını göğüslememiz gerekiyordu. Ama gözyaşlarından utanmamız gerekmiyordu, çünkü gözyaşları, bir insanın,  cesaretlerin en büyüğüne, acı çekme cesaretine sahip olduğuna tanıklık ediyordu. Ancak çok az kişi bunu kavrıyordu, ödemden nasıl kurtulduğuna ilişkin soruma, “Göz yaşlarımla dışarı akıttım,” diye itirafta bulanarak yanıt veren bir yoldaşım gibi.

Şimdi dönüyorum, kendi içimdeki esir kamplarına. Kaç kez kendimi sınırladığımı düşünüyorum, ağlamayı yasakladığım anları ya da acılarımı sade bir gülüşle görmezden geldiğim anları. Nazilerin yaptıklarını evrensel bir dille ayıplıyor, yasaklıyor, kınıyoruz . Peki içimizdeki Naziye bunları yapıyor muyuz? Yanı bir  akşamüstü oturup rüzgarın esintisini ya da güneşin batışını yüzümde hissederken, kendime “ esaretten ne zaman çıkacaksın ,düşüncelerini ne zaman özgür bırakıp yaşamı kendi algıladığın biçimde yaşayacaksın ? ” diye soruyor muyum ?

Otto Rank anksiyetenin kökeninin doğum travması olduğuna inanıyordu. Rank’a göre , bu deneyimin ciddi bir etkisi vardır  ve bizi tüm kayıplara karşı hassaslaştırır.  Kendi içimdeki kayıplara karşı ne kadar hassastım ? En son ne zaman kaybettiğim bir şey için acımı kucakladım. Oysa acıya uyumlu bir şekilde doğup dünyayı kucaklıyorken  neden bu uyumu kendimizde de yakalayamıyoruz. Başkalarına gösterdiğimiz eleştiri aslında kendi benliğimize de bir eleştiriyken aynı şeyi “sevgi” üzerinden de yakalayabilirdik. Kendimize gösterdiğimiz sevgi ve anlayış öte yandan başkalarına gösterdiğimiz sevgi ve anlayışın da yansımasıydı. Burada ekliyor Victor Frankl : “ O ana kadar çok iyi öğrendiğim tek şeyi biliyordum: Sevgi, sevilen insanın fiziksel varlığının çok çok ötesine geçer. Sevgi en derin anlamını, kişinin tinsel varlığında, iç benliğinde bulur. “ O sevgiyi tüm nefretimle beraber kendi içimde bulmaya ne kadar hazırdım?

Çektiğim acılara uslu bir çocuk gibi boyun eğmeyi bırakıp yaramaz bir çocuk gibi ağlayarak karşılık veriyorum . Acılarımı ve anılarımı en ağır depremlerden ve kendi yarattığım esir kamplarından alıp sevgi ile kucaklıyorum . Dengesizliklerimi seviyorum, durup dururken ağlamalarımı, sinirlenip pişman oluşlarımı, bazen kötü insan oluşlarımı ve bazen sonsuz iyimserliğimi seviyorum. Bazen durmaksızın yaptığım eleştirilerimi ve durmaksızın dinleyişlerimi, çocuk gibi hayal kuruşlarımı ve hayallerimle gerçekleri unutuşumu ve bazen gerçekleri bir bayrak gibi elimde tutup bir zafer gibi sallayışımı ve diğer her şeyimi her şeyinle seviyorum. Hayatı taklit becerimle ustaca ancak maymunlara özgü yaşamaktansa  yüzlerce kez yıkılışımı büyük bir insanlıkla karşılıyorum.

İlknur KIZILAY

Psikolojik Danışman

KAYNAKÇA

Phillips, A.P. (2015). Yasak olmayan hazlar. (Üçüncü baskı ).  Metis Yayınları.

Frankl, V.E.  (2009). İnsanın anlam arayışı. (Üçüncü baskı ). Okuyan Us Yayınları.

Germer, C.K. (2019). Öz şefkatli farkındalık : tahrip edici duygularla başa çıkabilmek. (Dördüncü baskı). Diyojen Yayıncılık.

2 Comments
  1. Öz-benliğimizi bulmamıza bir adım daha yaklaştırdınız. Teşekkürler İlknur Hanım. Başarılarınızın devamını dilerim.

Leave a Reply to İlknur Kızılay Cancel reply

Your email address will not be published.