Kayıp, Aynı Zamanda Fiziksel Bir Acıdır.

Birini kaybetmek beyin tarafından yalnızca duygusal değil aynı zamanda fiziksel bir acı olarak da deneyimlenir. Bu nedenle “canım acıyor”, “içim sızlıyor” ya da “kalbim ağrıyor” demek sadece mecazi ifadeler değildir. Beyin, derin bir duygusal kaybı fiziksel bir yaralanmadan pek ayıramaz ve duygusal acıyı fiziksel bir darbe olarak deneyimler.

Ruhumuzda yaşanan ama beynimiz tarafından fiziksel olarak hissedilen bu acıya uyum sağlamanın yolu ise zamandır. Zaman; yeni deneyimler, yeni öğrenmeler ve hayatın yeniden şekillenmesi demektir; beynin yeni zihinsel haritalar oluşturma sürecidir.

Sevdiğimiz biri artık hayatımızda olmadığında, onun yokluğunda yaşamayı kendi hızımızda öğrenmeye başlarız. Onsuz kahvaltı yapmak, geceleri ona “iyi geceler” diyememek, yemeği tek kişilik hazırlamak, güzel bir haber aldığımızda onu arayamamak… Her yeni deneyim, beynin yeni bir gerçekliği öğrenme sürecinin parçasıdır. Ve buna zamana bırakmak deriz.

Bu süreç bazen bir yasın, bazen bir ayrılığın, bazen de bir iş kaybının ardından yaşanır. Ortak nokta, beynin eski düzeni bırakıp yeni bir yaşam biçimini öğrenmesidir. Bu nedenle kendimize öğrenme fırsatı tanımamız gerekir.
Hiçbir özel çaba göstermeden yalnızca gündelik yaşamınızı sürdürmeniz bile öğrenmenin başlamasını sağlar. Tek başına kahvaltı yapmak, eve yalnız dönmek, yalnız ağlamak… Bunların her biri beynin yeni gerçekliğe uyum sağlamasına yardımcı olur. İyileşme, çoğu zaman zamanın kendisinden değil, zaman içinde yaşanan bu yeni deneyimlerden doğar.

“Bu yazıda Yas Tutan Beyin/ Mary – Frances O’Connor kitabından faydalanılmıştır.”

Fotoğraf: Unsplash/ MO JO

No Comments Yet

Leave a Reply

Your email address will not be published.