Bir özne acı çekiyorsa ve bu acı yıkıcılığa dönüştüyse, bu bir yardım çağrısıdır. Ancak bu çağrı söze döküldüğünde, yakınlık da söze dökülmüş olacağından, yardım çağrısı yıkıcılık şeklinde ifade bulur.
Yıkıcılık, yoksulun yaratıcılığıdır. Yoksul; yaratıcı olamayan, acıyı nasıl ifade edebileceğini bilemeyen ve bunu en ilkel şekilde yani yıkıcılıkla dışa vuran bir benliğin varlığıdır.
Yaratıcı bir benlik; semboller, simgeler kullanır. Yıkıcılığını bir biçime koyar ve bunu “üçüncü alan” ya da “geçiş alanı” olarak ifade ettiğimiz ancak güvende hissetme duygusuyla gelişebilen bir alanda; sözcüklerle ve dilin sembolleriyle ya da sanatla ve sanatın imgeleriyle ifade eder.
Yaratıcılık ve “üçüncü alan” ya da “geçiş alanı” ancak devamlılığı olan bir bakım verenin varlığında “güvendeyim” duygusu oluştukça gelişebilir. Hiç olmamış bir anne/baba, ya da bazen olmuş bazen olamamış bir anne/baba, ya da fiziksel olarak var olabilen ancak depresyonda olan bir anne/baba ile büyüyen çocuk, kendini yaratıcı şekilde ifade edemez. Çünkü yaratıcılığa harcayabileceği enerjiyi nesnenin varlık-yokluk durumuna harcamakta ve yorgun hissetmektedir. Dolayısıyla enerji gerektiren bir yaratıcılıktansa oldukça dolaysız, sığ, çaba gerektirmeyen bir yıkıcılığa yönelir.
Bu durumda ya acı çeker ve bu acıyı kendine yönelterek yıkıcı olur, ya da acı çektirerek başkalarına yönelik zorbalık geliştirir. Aslında temelde kendine yönelik bir öfke mevcuttur. Çünkü varlığı ona hak edilmemiş ya da kaybedilmiş belki de ondan çalınmış bir sevgiyi hatırlatır.
Tüm bunları söze dökebilmek, yaratıcı alanı geliştirebilmek ise, karşısında onu dinlemeye hazır, kapsayıcı bir yakınlık gerektirir.
“Psikanaliz Defterleri 6 Çocuk ve Ergen Çalışmaları: Şiddet ve Yıkıcılık” kitabından faydalanılmıştır.
Görsel: Austin Kehmeier